Saatler zamanı ölçmez!

Günümüzdeki gelişmişlik aşamasında, zaman, bilindiği üzere, çok yüksek düzlemdeki bir sembol sentezidir; gerek toplumsal, gerek bireysel gerekse de doğal hayatın akışı içindeki peş peşe olayların zamansal konumlarını birbiri ile ilintilemeye yarayan bir sentez. Takvimin sembolleştirdiği zaman buna güzel bir örnektir. Aslında bir daha geri gelmeyecek yılların o sembol düzlemindeki akışı içinde sembol birimleri olarak yerleştirilmiş aylar, haftalar ve günler belirli aralıklarla tekrarlanır, yani geri gelip dururlar.
İlişki ağları içerisinde zaman aygıtının, örneğin sembol yanını fiziksel yanlarından herhangi bir anlamda koparmak ya da ayrı ayrı ele almak mümkün değildir. Tıpkı dilde olduğu gibi, nasıl ki zihnimizdeki tasarım, fiziksel nitelikteki seslerle ya da ses birimlerinin kalıplarıyla kaynaşıp tek bir sembol oluşturmuşlarsa, üç boyutlu mekan ile zamanı bir araya getirerek dört boyutlu bir hareketi tek bir olay olarak sunan saatler, insanların birbirleriyle kurdukları iletişimi de karakteristik bir özellik olarak işin içine katıp beş boyutlu bir model oluşturur. Bu beş boyut dilsel sembolde olduğu gibi, ayrılmaz bir bütündür.
Fizikçiler zamanı ölçtüklerini söylerler sık sık. Bunu yaparken matematik formüllerine başvururlar; ve bu formüllerle zamanın ölçüsü, fiziğe özgü, adı konmuş bir birim olarak kullanılır. Gel gelelim, zaman dediğimiz şey aslında ne gözle görülebilir ne de elle tutulabilir. Duyularımızla algılanamaz bir şeydir zaman.
Bu durumda zamanı bir nesne gibi ölçebildiğimizi ileri sümek ne anlama gelir? Cevabı verilememiş sorulardan biri, zamanın nasıl olup da bir doğa nesnesi gibi muamele gördüğüdür.
“Zaman ölçülemez” diyoruz, peki ama örneğin saat dediğimiz mekanizmalar zamanı ölçmez mi? Kuşkusuz saatleri bir şey ölçmek için kullanırız. Ne var ki bu ölçtüğümüz şey, o görünmeyen “zaman” değil de alabildiğine somut, elle tutulabilir bir şeydir. Ay tutulmasının süresi ya da bir koşucunun 100 metre yarışındaki hızı gibi. Saatlerin gösterdiği süre dilimleri eşit aralıklı tekrarlarla karşımıza çıkıp dururlar; saatler insanların normlaştırdığı, bu anlamda sosyal düzlemde belirlenmiş süre dilimlerini temsil ederler. Saatler kullanılarak benzer olayların süreleri tespit edilebilir. Gelişmenin daha önceki basamaklarındaki insanlar, birbiri izleyen olayların tespitinde kullanımı “olay akışı birimi” şeklinedir. Diğer bir deyişle, aslında birbiri ardından gerçekleşen her şey gibi, bir kerelik, geri gelmez ve tekrarlanamaz olduğu halde, her ortaya çıkışı bir öncekine benzeyen ya da aynı süre kalıbını temsil eden doğal süreçlere başvurmuşlardır. Söz gelimi med-cezir olayı, mevsimlerin değişmesi gibi, insanların nabzının artması gibi ardıl kalıplar/sekans oluşturduklarından, bunları gerek kendi faaliyetlerini birbirine göre ayarlayıp uyumlama, gerekse de kendi dışlarındaki doğal, fiziksel süreçler ile sosyal faaliyetlerini bir uyum içine sokma amacıyla kullanmışlar; daha sonraki gelişmişlik düzlemleri içersinde insan buluşu olan saatlerin kadranlarındaki rakamların oluşturduğu sembolleri ardıl birimler olarak aynı yolda değerlendirmişlerdir.
Zaman’ın ontolojik statüsü, varlıklar arasındaki yeri, bugün hala açıklanabilmiş değildir. Zaman üzerine kafa yorarız; ama karşımızda ne türden bir şeyin bulunduğunu doğru dürüst bilmeyiz. Zaman bir doğa nesnesi midir? Doğa olaylarının bir parçası mıdır? Yoksa bir kültür nesnesi midir? Yoksa zaman sözcüğünün dilbilgisel tanımda bir isim olması, onun bir nesne olduğu yanılsamasını mı yaratmaktadır? Saatlerin zamanı gösterdiklerini söylediğimizde aslında onlar neyi göstermektedir?

Yayınlayan

Barış Güleç

Hz. İsa Efendimizin tevellüd-ü şerifinden takribi 1979 yıl, hicretten dahi tam 1399 sene ahirinde tarrakası ile meşhur Şehri-i İstanbul'da tevellüd eder. Evvela bedii san'atlara meftuniyeti ile suzan, ahirinde amel-i musiki ve fen-ni belagat ile nalan ü giryan olur. Nazar-ı dikkatini celb eden alamet-i farikaların esrarına duçariyet bu vakte tekabül eder ki ünsiyet ettiği zevat-ı kiramdan mezkur konularda feyz alır. Ecnebi sanat-ı kamilesi ile hayran-ı ebedinin kalbinde, ruhunda, fikrinde kıyametler va dahi mahşerler zuhuru bais olur. Pertev-i ümid çerağı yanar tutuşur. Söz uzun hayat kısa; hülasa: perestkar-ı hayal, bende-i ebediniz nam-ı "Dreamer", amel-i dünyevisine payitaht-ı Osmaniye’nin başkenti Şehr-i Hüdavendigar'da devam etmektedir. Şirket-i sanisi ile beynelmilel münasebet-i müspetini tekmil etmektedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir