Barış Güleç | İmza

Akordu bozuk enstrümandan müzik dinlemektir, yaşamak!

Akordu bozuk enstrümandan müzik dinlemektir, yaşamak!

İlk eserine başladı…
Gitarda tınlayan bir majör akor…
Aynı saniye içinde kafama iki kere vuran şeyler hissettim.
Anladım ki, gitarın altı telinden en az ikisinin akordu yok.
Üzüldüm, heyecanına verdim gitar çalıp şarkı söyleyen kızcağızın;
ilk eserini çalarken söylemeyi bırakıp sazını akort etmek yerine
bir sonrakine düzelterek başlayacağını varsaydım.
Ama öyle olmadı! Dört ya da beş eseri (hafızam, savunma refleksi olarak, ilgili alanına reset atmaya çalıştığı için kaç eser olduğunu unutmuşum) akortsuz enstrumanı ile tamamladı.
‘Saygısızlık ederek’ kulaklarımı kapatıp duymamaya çalışmadım; -ki bence, ayarsız seslerle müzik yapmak büyük saygısızlıktır- etrafımda eğlenen kişileri düşünme ve durumu değerlendirme fırsatı buldum. Çocukluğundan beri “topluma/genele ‘uyumlu’ davranmaya çalışan bir zihin için” sayısız ortamda sayısız fırsat yakalanır, toplumsal cılız analizler adına. Yani, çok da özel bir şey değildi benim için; sorum da çok derin sayılmaz zaten… böyle olmasına rağmen cevabını yılardır bulamadım?! Soru şu: Herkes halinden memnunken neden ben, migrenim tetiklenecek düzeyde bu gibi durumlardan etkileniyorum? Cevabı ise hep çok basitleştirmeye çalıştım; “ben uyumsuzum”, “ben sivriyim”, “ben ukalayım”, “ben asosyalliği yaratacak olan davranışlarda bulunmaya meyilliyim” filan. Ama bu cevap, kendime dışardan bakarak vermeyi baştan kabullendiğim kaçışın terennümü. ‘-Evet… genel olan, baskın olan, çoğunlukta olan sizler haklısınız’ çünkü adınız üzerinde siz çoksunuz. Ben de sizin aranızda olacaksam tabii ki kabullenip saklamaya çalışacağım uyumsuzluğumu; yoksa beni yalnızlıkla cezalandırırsınız!
Müzisyenler çok iyi bilir akordu bozuk enstrümanla müzik dinlemenin zorluğunu… Bernard Shaw’ın sözüne dahi hak verirler, eğer kötü müziği sonuna kadar dinleme gücünü kendilerinde bulurlarsa: “Cehennem, amatör müzisyenlerle doludur”.
Gitar çalan kızcağızı büyük bir salonda, kalabalık bir insan güruhu ile izledim (hem de en önden). Migrenlerine vesile olmuş mudur bilmem ama muhtemeldir benimle aynı sıkıntıları paylaşan bir düzine insanın olması. Bilmenin, mutsuzluğunuza sebep olması, her durum için genellenemese de bir çok kilit durum için maymuncuk vazifesi görür. “Bilmek” yerine belki de farkındalığı kullanmam daha yerinde olacak. Yoksa cehaletin felsefesini yapmaya cesaret edecek kadar cahil olduğumu hissedebilirim belki de… Şöyle diyebilirim: Farkındalığı yüksek bir insan, farkındalığı zayıf bir güruhun içinde ‘cehaletin mutluluğuna’ inanmaya başlayabilir. Devamında hemen bir soru daha sorayım kendime: İnsan mutlu olmak adına bildiklerini unutmak ister mi? El-cevap: Maalesef. Bisiklet sürmeyi öğrendikten sonra nasıl unutabilirsiniz?!
Müziğin yedi ana sesi ve bu yedi sesin arasında da sabit aralıkları vardır. Frekans değerleri yani… Sadece ‘bu kadar küçük’ hatta küçücük bir fizik kuralının tahrip edildiğini farkeden bir zihin, güruhun geri kalan %98’inden ilk planda davranışsal olmasa da zihinsel olarak ayırılır; Buna şahitlik edebilirim. Bunun ‘farkında olmak’ en basiti ile o anın mutsuzluğudur. Ve genetiğimiz mutsuzluğun sürekliliğini destekleyecek şekilde gelişmemiştir. Mutsuzluk histerik bir haldir ve nesilini devam ettirirken kendisi için en uygunu seçmeye kodlanan insan ‘mutsuzluğa sahip bir diğer insandan cüzzamlıdan kaçar gibi uzaklaşır. Mutsuzluk davranışını saklamamızın sebebi işte tam olarak budur: ‘anımızın ve geleceğimizin’ egemen güçler tarafından yargılanması kaygımız ve yalnızlık ile cezalandırılma korkumuzdur; Kendimden biliyorum. Yani, farkındalığına eriştiğimiz müziğin herhangi bir parçasını, akordu bozuk enstrümandan dinliyorsak, tahammül etme ihtimalimiz yalnızlık kaygımız ile doğru orantılı olarak değişir. Mutsuzluğumuz ise farkında olduklarımız artıkça logaritmik olarak artar. Hayat ile ilgili tezimi daha anlaşılır kılmak ve özetlemek için parametreleri teke ve onu da müziğe indirgeyeyim. ‘Farkında’ bir insan olacaksanız, size mutsuzluğunuzu müjdelemem ve bilmenin size acıyı getireceğini söylemem gerekir. Çünkü hayat denen müzikalde(all the world is a stage’den mülhem) bir çok akortsuz enstrümanla müzik icrasına rastlayacaksınız. Ya uyumlu olacaksınız, sivrilmeyeceksiniz ya da yalnız kalmayı göze alacaksınız.